17 Ocak 2018
  • Samsun13°C
  • Ankara6°C
  • İstanbul13°C

“MİLLÎ ŞUUR” İYİ DE, “BU SÖZCÜKLER” DE NEDİR?!../1

Ali Kayıkçı

13 Aralık 2017 Çarşamba 13:09

* “Güzel bir söz; kökü yerde sabit, dalları semâda olan güzel bir ağaç gibidir. Yemişlerini Rabbinin izniyle her zaman verir. Habîs (kötü) bir söz de yerinden sökülmüş, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.”  (Kur’ân-ı Kerîm; İbrahim Sûresi, âyet: 24-26’dan)
* “Habîs söz söylemek, habîs adamlara lâyıktır. Habîs adamlara, habîs kelâm yakışır.”  (Kur’ân-ı Kerîm- Mevâkib Tefsîri; Nûr Sûresi, âyet: 26’dan)
*  “İyi bir iş yapmaya niyet edip de yapamayana, tam bir iyilik yapmış gibi sevâb verilir. Niyet edip yaparsa, on mislinden 700 misline, hatta daha fazla sevâba kavuşur. Kötü  bir işe niyet edip de yapmayana, yapılmış tam bir iyilik sevâbı verilir, niyet edip de yapana ise sâdece bir günâh yazılır.”  (Hazret-i Muhammed  “sallallahü aleyhi ve sellem”; Buharî)
*  “Söz ola kese savaşı,söz ola kestüre başı/Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ide bir söz. Kişi bile söz demini, dimeye sözün kemini/Bu cihân cehennemini, sekiz uçmağ ide bir söz.” (Yûnus Emre “r. aleyh”)
*  “Edebiyatımızın münhal memuriyeti, benim nazarımda şâirlikten önce münekkitliktir.” (Necip Fâzıl Kısakürek; Ergun Göze-İçimizden 30 Kişi, s. 172)
 “Bizce şiir, mutlak hakikati arama işidir…”, “ Mutlak hakikat Allah’tır.”, “…şiirin gâyesi, ilk dayanak ve çıkış noktası olarak din temeline muhtaçtır. Şâir, madde değil de mânâ hâlinde câmi kapılarının önünü dolduran Allah dilencilerinin en güzelidir.” N. Fâzıl Kısakürek-Çile; s. 372, 373, 387’den.
*  “Şâir, milletin göğsünde kalbi gibidir; şâiri olmayan bir millet, bir yığın topraktır.” (İkbal)
* “Kimi zaman, ciltler dolusu kitabın yapamadığını bir şiir yapar.” (Namık Kemâl Zeybek-Kültür E. Bakanı) 
*  “Şiiri olmayan bir dâvânın, başarı şansı yoktur.” (Suphi Saatçi-Kerkük Güldestesi)
*  “Allah, şiiri hak yolunda kullananlardan râzı olsun!” (Prof. Dr. Cevat Akşit-Millî Gazete; 27.04.2017, s. 9)  
*  “Mâziyi günümüze bağlayan köprüdür dil/Dili bozmak isteyen, neye düşman iyi bil!.. Asıl maksat dîne ve târihe saldırmaktır/Yazılmış eserleri, raflara kaldırmaktır…  Böylece yavaş yavaş, lisânımız bozulur/Nesil cahil yetişir, ilim-irfân kaybolur…”  (M. Hâlistin Kukul-Türkiye Gazetesi, 26.10.1990)            
                        
S
aygıdeğer Okuyucularımız!..                                                                                                                               Elimizde, bizim de üyesi bulunduğumuz “ÖĞ-DER Şuurlu Öğretmenler Derneği”nce çıkartılan bir dergi var: “Millî Şuur Dergisi”. 
11 yıldan beri 3 aylık olarak neşredilen ve elimizdeki Eylül 2017 tarihli nüshasıyla 43’üncü sayıya da ulaşmış olan bu 64 sayfalık, tamamı renkli ve ofset baskılı dergide, “Millî Gazete İlâhiyatçı Yazarı İsmail Hakkı Akkiraz”ın “Sahibi ve Başyazarlığı”nda, “ÖĞ-DER Genel Başkanı Hamdi Sürücü”nün “Yayın Kurulu”ndaki “ağırlığı” ve “Mustafa Aydın”ın “Editörlüğü”nde, genellikle eğitim camiasından öğretmen-yazarların kaleminden çıkma fikir yazıları neşredilmektedir…
Bu dergimizin,  gerek bir önceki 42’nci  (Haziran) sayısında ve gerekse bu son sayısında, başta “Dernek Genel Başkanı Sn. Sürücü” olmak üzere pek çok “Öğretmen/Eğitimci Yazar”ın birbirinden güzel ve dikkat çekici konuların işlendiğine ve edinilen çeşitli meslekî tecrübenin aktarılmak istendiğine şâhid olmaktayız…  
Ancak; gerek kendilerinin eğitim-öğrenimleri boyunca okudukları okuldan ve derslerden ve gerekse okuttukları kitaplardan aldıkları ve hâliyle de TV kanallarından duydukları köksüz, uydurukça (sözümona Arı Dil/Öz Türkçe) “sözcükler” ile yaptıkları izahlarda, maalesef “Lozan’ın Gizli Protokol Maddeleri”nden 2 ve 3’üncüsünün oyununa gelindiği görülmekte ve bu hâliyle de “iyi ve güzele numûne teşkil etmek” yerine “kötüye örnek” olmak hâli sürdürülmektedir…
Bu (42 ve 43’üncü sayı) dergilerde gördüğümüz, okurken âdeta defaatle kahrolduğumuz, millî ve mânevî kültürümüzün katili olarak değerlendirdiğimiz bu “sözcüklerden” bâzıları:
Amaç: (Sayı: 42’de) sy: 7, 8, 9, 25,  42, 44, 45, 46, 47, 59, 60, (Sayı 43’te) sy: 37, 38, 52 
Yaşam: (Sayı: 42’de) sy: 12, 31, 61, (Sayı: 43’te) sy: 16, 17, 35, 36, 52, 53 
Bilinç: (Sayı: 42’de) sy: 13, 19, 31, (Sayı 43’te) sy: 29, 37, 38, 47 
Yöntem: (Sayı: 42’de) sy: 31, (Sayı: 43’te) sy: 7, 52
Birey: (Sayı: 42’de) sy: 42, 43, (Sayı: 43’te) sy: 8, 13, 35, 37, 45, 59, 60, 61 
Özgür/lük: (Sayı: 42’de) sy: 43, (Sayı 43’te) sy: 53 
Salt: (Sayı 42’de) sy: 43, (Sayı 43’te) sy: 27 
Sorun yaratmak: (Sayı 42’de) sy: 59
Sorun oluşturmak: (Sayı 43’te) sy: 28 
Etkinlik yaratmak: (Sayı 42’de) sy: 60
Farkındalık yaratmak: (Sayı 43’te) sy: 52 
Düşünsel: (Sayı 43’te) sy: 26 
Sezgisel: (Sayı 43’te) sy: 27 
Düşünür: (Sayı 43’te) sy: 27
Geleneksel: (Sayı 43’te) sy: 27 
Algı: (Sayı 43’te) sy: 27, 35, 38 
Fiziksel: (Sayı 43’te) sy: 27
Doğal: (Sayı 43’te) sy: 27 
Gizem: (Sayı 43’te) sy: 31
Öykü: (Sayı 43’te) sy: 45 
Koşul: (Sayı 43’te) sy: 49
Yöntem: (Sayı 43’te) sy: 51 
Erdem (Sayı 43’te) sy: 61…
Bütün bunlara, “Millî Gazete Duâyen Üstâd Yazarı M. Şevket Eygi”nin bir köşe yazısında yazdığı çok önemli bir tespit olan şu târihî vakıa ile cevap vermek, sonra da “Eğitimci Yazar Nurgül Altuntop”un, Derginin 43’ncü sayısı 25’inci sayfasında bildirdikleri bir hakîkat ile meseleyi vurgulamak istiyoruz:
-  “Eski Van Milletvekili merhum İbrahim Arvas Bey (Tarihi Hakikatler adlı eserinde) anlatmıştı. Lozan’ın gizli protokollerinde şu maddeler varmış: :  1- Hilâfet kaldırılacak; 2- Şeriat yasaklanacak; 3-Türkiye İslâm’dan ve İslâm dünyâsından uzaklaştırılacak.”   (Millî Gazete; 26.02.2017, s. 3)
- “…doğruya varmak için yola çıkmışsın, ama eğri bir yol tutmuşsun!..”
Bu eğri yol da; Gizli Protokol’daki “Şeriâti Yasaklama”nın dolaylı yoldan, Agop-Ataç lisanı ile, “Dilde Arılaştırma/Sadeleştirme” hamlesi ile İslâmî kelimeleri ve dolayısıyla da bütünüyle Müslümanlığı ortadan kaldırmaya çalışanlara alet olmak var!..
Diyoruz ve bu hususta “Saadet Partisi”nin 30 Ekim 2016 günlü “6. Olağan Kongresi” için hazırlanan ve bizim dikkatimiz ve çabalarımız sonucunda, bu “uydurukça sözcüklerden biri”nin yer aldığı ve sonradan vazgeçilen bir “slogan” üzerine 2 Kasım 2016 günü yazdığımız bir köşe yazımızı burada şöylece bir hâtırlatmak istiyoruz:
        BİR “SILOGAN”IN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
*  “Oku! Seni yaratan Rabbinin adıyla;  Oku!.. O, keremine nihayet olmayan Rabbindir; kalem ile yazı yazmayı öğreten de O’dur. O, insana bilmediği şeyleri öğretti. Sakın okumazlık etme; çünkü insan, kendini nasîhate ihtiyacı yokmuş görmekle muhakkak azgınlık eder!..” (Kur’ân-ı Kerîm; Alak Sûresi, âyet 1-7)
*  “Kendilerine ilim ve hidâyet verdiğim kimseler ilimlerini insanlardan saklarlarsa, Allah’ın ve lânet edenlerin lânetleri, bunların üzerine olsun!.” (Kur’ân-ı Kerîm; Mâide Sûresi, âyet 54)
*  , “Bir kimse, Allahü teâlânın ihsân ettiği ilmi, lâzım olduğu zaman söylemezse, Kıyâmet Günü boynuna ateşten tasma takılacaktır.”, “Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, çok nasîhat edendir.”, “Bazı şiirler, elbette apaçık bir hikmettir…”, “Hikmetli söz müminin yitiğidir. Onu nerede bulursa, hemen alır.”,  “Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır...”, “Şâir Hassan’ın sözleri, düşmana ok yarasından daha tesirlidir…”,  “Şiir, bir söz ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir...” (Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi vesellem”)
*  “Bilgilerin doğru olması kâfi değil. Esas olan yazarıdır. Yazarının rûhâniyeti satırların arasında dolaşır. Yazan ihlâslı birisi ise, okuyan istifâde eder. İhlâslı değilse, fâsıksa, habîs rûhu kitâba aks eder. Okuyan zarar görür de haberi bile iolmaz. İşte, Müslümanlar böyle kitâpları okuyunca kalblerinde bir kararma meydana gelir. Kitâbı yazan, yazdığından daha mühimdir. Temiz su, temiz borudan geçerse temiz olur. Temiz su, pis borudan geçerse temiz olur mu?.. Pis borudan akan sudan şifâ olmaz.” (Hüseyin Hilmi Işık “r. aleyh”)
*  “Bizce şiir, mutlak hakikati arama işidir… Mutlak hakikat Allah’tır…”,  “Şiir, Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir… Şiir, türlü tecelli yoluyla Allah’tan gelir; ve bütün bu perdeleri devirerek Allah’a yol açmaya doğru gider…”,  “Şâir odur ki; renk, çizgi, ses, ahenk, hacim, pırıltı, ışık, buud, hareket, eda, mânâ, her tecelliyi şiir, şiiri de Allah için bilir…”, “Renk renk hâtıralarım,  oda oda silindi/Anne kokan bir Türkçem vardı, o da silindi.”, “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim/Ya bunlar Türkçe değil yahut ben Türk değilim! Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim/ Allah Türk’e acısın, yalnız bunu dilerim…”  (N. Fâzıl Kısakürek-Çile)                                                       
*  “Şiir, nesirden bambaşka bir hüviyettedir. Şiir duygusunu lisan hâline getirinceye kadar yoğurmak, onu çok toplu bir madde hâline sokmak, o kadar ki, mısra güyâ hissin ta kendisi imiş gibi okuyucuya samîmî bir vehim vermek”tir.                  (Yahya Kemâl Beyatlı)
*  “Bir milleti yok etmek isterseniz askerî istilâya lüzum yoktur; târihini unutturmak, dilini bozmak, dîninden soğutmak ve dolayısıyla mânevî değerlerini, ahlâkını yozlaştırmak kâfidir.” (Peyami Safa)
*  “Millî dil, sâdece yaşayan nesillerin dili değildir. O, geçmiş ve geleceği ile bir milleti kucaklar. Onun için, milletler ve devletler, ‘millî dil politikalarını’ sâdece yaşayan nesillere göre değil, geçmiş ve geleceklerini de düşünerek plânlamak zorundadırlar. Halk, ‘yaşayan dille’ konuşur ve yazar, fakat aydınlar, hiç olmazsa kendi sahalarında ‘en geniş mânâsı ile millî dilini’ anlamak mecburiyetindedirler.” (S. Ahmet Arvâsî-Size Sesleniyorum)                                                                                           *  “Türk eriyiz, silsilemiz kahraman/Müslüman’ız, Hakk’a tapan Müslüman…” (M. Âkif Ersoy; Safahat)

S
aygıdeğer Okuyucularımız!..                                                                                                                               “Millî Gazete”nin 26 Ekim 2016 günlü nüshası 1’inci sayfasından “manşet” olarak duyurulan ve 11’inci sayfasında da detaylı bir şekilde ele alınan “Saadet Partisi 30 Ekim 6. Olağan Kongresi’nde kullanılacak slogan/tema’lar” arasındaki “Herkesin hakkı olan bir yaşam gelecek/Sabredin az kaldı bu düzen değişecek!” şeklindeki ifadeyi okuyunca, “Rahmetli Erbakan Hocamız hayâtta olsaydı, size mutlaka ‘Bula bula bunu mu buldunuz? Yazıklar olsun! Ne bizi, ne de dâvâmızı tam anlayamamışsınız’ derdi.” diye düşündük. Nasıl düşünmeyelim ki!..
Saygıdeğer Okuyucularımız!..                                                      Bilindiği üzere “uydurukça/arı dil” denilen ucûbenin dilimize sokulması ve milletimizin sözümona “aydın kesim”in ağzında ve kaleminde “ayrılık tohumları” ekmesi, Agop Martayan Dilaçar (1895–1979) ile N. Ataç (1878–1957) isimli, biri; öğretmen-idareci ve Ankara Üniversitesi,  DTCF Öğretim Görevlisi “gayrimüslim” bir vatandaşımız, diğeri ise, iftiharla “ateist” olduğunu söyleyen Ulus Gazetesi yazarı, iki “Dil Devrimcisi”nin öncülük ve gayretli ile bugünkü noktaya gelmiş; başta TC kimlikli insanlarımız ile Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımız arasındaki gönül bağlarının ve kültür zincirlerinin kopmasına zemin hazırlamıştır. 
 “Süleyman Nazif” merhûmun ifâdesiyle, “Türkçe milletimizin iskeleti” olmasına rağmen, bu akım sebebiyle vücut, âdeta kemik kanserine tutulmuş ve kaslarla sanki bağlarını koparmış bir durumuna düşmüştür…
Alfabe değişikliklerinin ardından gelen bu “dil devrimi” ile de “uydurukça kelime” virüsüne maruz kalan güzel Türkçemiz; ülkelerimiz arasındaki ekonomik bağları güçlendirecek yerde, âdeta ambargo koymakta ve düşmanların keyfine keyif katmaktadır…
“Üstâd Şâir ve Yazar Yavuz Bülent Bâkiler”in tespit ve yazdığına göre, “Hiçbir Türk cumhuriyetinde: “Özgürlük, koşul, gereksinim, önlem, örneğin, gökçe yazın, yır, dize, doğa, okul, öğretmen, saptamak, neden… gibi kelimeler yoktur. Türk cumhuriyetlerinin Türkçelerinde sel-sal ekleri de kat’iyyen kullanılmamaktadır.” 
Bu “Uydurukcacılar” tarafından “hayat” kelimesi karşılığı olarak ortaya atılan şu soysuz, arsız ve hayâsız “yaşam”ı seçip almak ve sonra da gençlere bunu bir matahmış gibi bağırtmak, “Millî Gazete”nin sayfalarını da (onların tabiri ile) bu sözcük ile kirletmek de neyin nesi oluyor?..
 Bir diğer mesele de, “Bu düzen değişecek” ifadesi ve sloganını “Ecevit”in ortaya atıp yıllarca kullandığını herhâlde Saadet Partisi içinde “Tanıtmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Atik Ağdağ’dan başka bir bilmeyen yoktur. Ona da bu gerçeği bir söyleyen çıkmamış!..’  diye aklımıza geldi.
İşte size buradan bir teklif: “Böyle gelmiş, böyle gitmez/Adil Düzen, pişman etmez!..”
Diyoruz ve bu his ve düşüncelerle kaleme aldığımız aşağıdaki mısralarımız ile Siz Saygıdeğer Okuyucularımızı başbaşa bırakıyoruz…
Kalbî sevgi ve saygılarımızla…
    = = = * = = = 
“Agop”un “sözcükleri”, “Eceruf Sıloganı”;
“Saadet’te Tanıtma”, böyle mi olmalıydı?!..
“Hocamız Doğum Günü”, coşmalıydı genç kanı;
“Ümitsizlik” bitmeli, heyecan dolmalıydı;
Dalga-dalga bir sevinç, sarmalıydı vatanı…

“Hayat”ı beğenmeyen, “Agop”tan medet umar;
“Eceruf” can simidi, “CeHaPe”den sol ayar;
“Erbakan” bin vecize, insan birini koyar!..
Bu nasıl bir “Tanıtma”, sarmıyor hiç insanı?
Ne “Refah” ne “Fazilet”, “Temalar” sanki duvar!..

“Millî Nizam-Selâmet”, hiç mi “Kongre” yapmadı;
Bir “Şaşmaz Çizgi”si var, “Bâtıl”dan nem kapmadı;
“Düştü-kalktı-yürüdü”, “doğru”dan hiç sapmadı!..
Bu nasıl bir “Tanıtma”, candan sevmiyor canı?
“Eceruf” ortak değil, “CeHaPe”den kopmadı!..

Ey “Tanıtma Başkanı”, “Bir defacık sordun mu:?
“81 ilden akıl, alıp hayra yordun mu?”
“İstişâre sünnettir”, bu “hadîs-i” gördün mü?..
“Genel Merkez” merkezdir, değil “yolgeçen” hanı!..
KAYIKÇ’Ali “zülfüyâr-bam teline” vurdun mu?..

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.