19 Ekim 2017
  • Samsun15°C
  • Ankara10°C
  • İstanbul17°C

FEYZİ HALICI'DAN BİZE KALAN...

M.Halistin Kukul

11 Ekim 2017 Çarşamba 13:33

             "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci'ûn" (Bakara, 156)

              (Biz, Allah ü teâlânın kullarıyız, (yine) O'na döneceğiz.)

        O'nun ardından yazmanın zorluğunu biliyorum. İçim ağlaya ağlaya, yazmak zorunda bulunduğumun da idrâkindeyim.   Sâdece, bana yaptıklarıyla değil; Türk siyâset, fikir, edebiyat ve şiir câmiasına yaptığı büyük hizmetlerinden dolayı, kalemimin takdîm edebildiği ölçü ve sınırda, O'ndan söz etmeliyim.

       Çıkardığı Çağrı Dergisi'ne 1972 yılında yazmaya başlamadan önce de, gıyaben O'nu tanıyor, yazı ve şiirlerini okuyordum. Bir kimyâcının, edebiyâtın kimyâcısı olabileceği düşüncem, beni,  o zamanlarda bile zorlamaya başlamıştı.

      Şâir; zarîf düşünceleriyle, pırlanta inşâ etme yolundaki berrak akıllı kâşiftir. Tabiî ki, sözünü ettiğim, şiir yazıyorum diyen kalpazanlar değil; hakîkî şâirlerdir!..

      Çağrı'nın, bir "mektep"  vazifesi gördüğünden,  evvelce yayınladığım bir başka makalemde söz etmiştim. Bunun inşâcısını, tebrik  etmenin de az olacağını tekrar söyleyerek, bir hakkı teslîm edeyim ki , Feyzi Halıcı'dır.

      Feyzi  Halıcı'yla ilk defa,  23 Mayıs 1987 târihinde, İstanbul'da, Türk Edebiyatı Vakfı'nda yapılan, Mehmet Âkif Ersoy'un ellinci vefât yıldönümü münâsebetiyle düzenlenen ödül yarışması merasimde karşılaştım. 

     Jüri üyeliklerini Ahmet Kabaklı, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Kemal Eraslan ve Yard. Doç. Dr. Emin Işık'ın yaptığı yarışmacılardan biri olarak, Üniversite Öğretim Elemanları G(u)rubundaki  Şiir Tahlilleri yarışması birincisi olarak ben de oradaydım. O günün havasında, kendisiyle konuşup konuşmadığımı hatırlayamıyorum fakat, Ankara ve İstanbul edebiyat câmiasının güzîde mensupları oradaydılar.

      Yazı ve şiirlerimin yayınlandığı (o dönem) Hisar, Türk Edebiyatı ve Çağrı dergileri mensuplarının birçoğunu da, orada, bir arada görmenin de saadetini yaşadığım o gün, Ahmet Kabaklı, Feyzi Halıcı, Gültekin Samanoğlu, Zeki Ömer Defne, Mehmet Başbuğ, Gıyaseddin Ekici, Fırat Kızıltuğ, Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Ayla Ağabegüm, Dilâver Cebeci, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, M. Halistin Kukul,  Muzaffer Bıyıkoğlu, Faik Birgi, Naci Dilmen, Şükrü Erdoğanulu, Nail Uçar, Cahit Atasoy  konuşmalar yapıp şiirlerini okumuşlardı.

     Bir bakıma, her üçünün de mensubu olmakla iftihar ettiğim, Hisar, Türk Edebiyatı ve Çağrı Dergisi mensubu şâir ve yazarlarıyla beraber olmak bahtiyarlıktı: Geldi...Geçti!..

      Feyzi Halıcı'yla yüzyüze ilk tanışmamız,  Ankara'da oldu. 1998'in mart ayında, karotis /şahdamarı ameliyatı için İbni Sinâ Hastahânesi Beyin Cerrahisi Bölümü'ne yatırıldığım zaman, âile olarak bize, en yakın alâkayı Feyzi Halıcı göstermişti.  Asla unutulmaz bir alâka!..Ve..

      Bir gün baktım ki, Feyzi Ağabey, yanında (bâzıları Hakk'ın rahmetine kavuşan) hepsi 'ağabey' diyeceğim , Kerim Aydın Erdem, Hüseyin Yurdabak,  Abdullah Satoğlu, Cevdet Aslangül ile, yatağımın etrafında beni âdeta muhafaza altına aldılar. Gülen yüzü, iyilik telkîn eden tavrı, neye ihtiyacım olduğu sorması...hep bu yakın ilginin muhtevasındaydı.  Bu sahneyi nasıl unutabilirim!..

       Hisar'ın mîmârı merhûm Mehmet Çınarlı da, beni yalnız bırakmayanlardandı.

       Bu güzel insanların hepsine, minnet, şükran yaşayanlarına hayırlı ömürler, vefât edenlerine de, Allahü teâlâdan,  rahmet diliyorum!..

       Halıcı; beni, hiçbir gün yalnız bırakmadığı gibi, geçen zaman içersinde de-bugüne kadar- , Ankara'da bulunduğu zamanlarda dâima kendisini ziyâret eder; sık sık telefonla görüşürdük. İstanbul/Yeniköy'e taşındıktan sonra, ziyâretine gidemedim ammâ, kendisini sık sık telefonla arayarak hâl-hatır sordum.

     Hastalık döneminde ise, muhterem eşleri  Fatma Bahar Hanımefendi'den devamlı  bilgi aldım. Fakat duâdan başka elimden bir şey gelmezdi!..

     O'nun; bir Mevlâna ve Yûnus Emre hayranı olması yanında, bu mübârek zatların Türkiye'de ve dünyâda anlaşılması ve tanınması cihetindeki çalışmaları da, bir Üniversite, bir Bakanlık seviyesindeydi. Benim neslim, Ahmed Yesevî''yi, Mevlâna'yı ve Yûnus Emre'yi , okul kitaplarından değil, daha çok,  Feyzi Halıcı'nın faaliyetleriyle, bilgilendirmeleriyle idrâk etti, diyebilirim.

     Feyzi Halıcı; gönlü bol bir aşk adamıydı. Eli, ardına kadar açık bir hayırseverdi.  Mükemmel bir vatanseverdi. Çok çalışkandı. Başkasını kıskanmazdı, dâimâ yardımcı olurdu. Dâimâ yüzü gülen, dâima gönlü, merhamet ve sevgi dolu fakat ciddiyetin de en güzel numûnelerinden biriydi!

      İyi şâir ve iyi kalem erbabıydı!..

      Çağrı Dergisi'nin Kasım 2015 târihli nüshasında yayınlanan "Çağrı'nın Mîmârı Feyzi Halıcı'ya Selâm" başlıklı yazımda şunları söylemişim: "Feyzi Halıcı ve arkadaşları, 'Yesevî Ocağı'nın üstüne serpilmek istenin külleri araladı; kaldırdı ve ocaktaki 'kor'u ateşledi."

     Yetmez mi? Yesevî Ocağı, Anadolu meş'alesidir!..

     1957 yılında yayına başlattığı ve son dönemlerini  muhterem eşi Fatma Bahar Halıcı (Gökfiliz) ile beraber hazırladığına şâhit olduğum Çağrı Dergisi, bugüne kadar,  Türk kültürünün, Türk halk edebiyatının  ocaklarından biri olarak tüttü , sancaklarından biri olarak dalgalandı.

      Kıymetli İtalyan Türkolog Ord. Prof. Dr. Anna Masala, O'nun hakkındaki bir makalesinde şöyle diyor: "Söylediğim gibi yirmi seneden biri Feyzi Halıcı ile tanışırım. Onu Konya'da tanıdım. Onun misafiri değil de, Hazret-i Mevlâna'nın misafiri olarak sık sık Konya'ya gittim. Fakat hemen anladım ki bu şair, bu bilim adamının kalbinde Yunus Emre'nin ve Mevlâna Celâleddin-i Rûmi'nin ebedî ateşi yanıyor.

     (...) Feyzi Halıcı'nın beğenilen, sevilen bir yanı var. Kendisinde modern Türk kültürünün iki yönü bulunmaktadır. Biri bilim yanı, diğeri de şiirle dolu yanı. Çünkü bu romantik, duygulu insan, aynı zamanda mühendistir. Hem de maddenin analizini ve sentezini yapabilen bir kimya yüksek mühendisidir. Ben Türkiye'yi işte bu gözle görüyorum. Teknik bir taraftan, kültür bir taraftan. Bundan da güzel, gerçeğe, güzele bir bütünleniş olabilir mi?"

       Böyle bir günde, hemen hemen her şiirindeki zarâfet ve âhengi tattıran "DUÂ" başlıklı şiirini naklederek mânevî huzurunda  O'nu hürmetle selâmlamak istiyorum:

"Yükselir semâya doğru ellerim

Mavi gecelerin seher vaktinde.

Hakka kanat açar hep emellerim

Mavi gecelerin seher vaktinde.

Kaybolur kederim, kaybolur âhım

Gözümden yaş olur, akar günahım.

Bana daha yakın olur Allah'ım

Mavi gecelerin seher vaktinde.

Bakışlarım yanar yanar tutuşur

Parlarken semâda bir ilâhî nûr.

Gönlüm dile gelir, gönlüm konuşur

Mavi gecelerin seher vaktinde.

Bir uhrevî his var mı ki dünyada,

Bulunsun tadı bir ulvî duâda.

Ne mutlu Allah'ı getirmek, yâda

Mavi gecelerin seher vaktinde."

       Kendisiyle, en son, 26 Nisan 2016 günü telefonda konuştum. Zor konuşuyordu. Benim, hâl-hatır sormam üzerine, sâdece: "Teşekkür ederim...Sağolun!.." diye mukabelede bulundu. Sesi titrekti.

     Tabiî ki, bundan sonra, kendisini birçok defa daha aradım ve hakkında, muhterem eşi Fatma Bahar Hanımefendi'den bilgeler temin ettim.

     Orhan Seyfi Orhon, 1943 yılında, Çınaraltı Dergisi'nde yazdığı "Genç Şâir Feyzi Halıcı (Konyalı Âşık Fezaî" başlıklı yazısında şöyle diyordu:  "Feyzi Halıcı, bugün 19 yaşındadır. Henüz çocuk denecek bir çağda. Fakat Türk soyunun, uzun asırların tecrübesinden geçen olgunluğu onda hemen göze çarpar...19 yaşında bir gencin bu olgunluğu onun çok yakın bir yarında, eşsiz bir sanatkâr olacağına şüphe bırakmıyor. Ve dosdoğru gittiği yolda  öğüneceğimiz büyük bir Türk şairi olduğunu görmek için onu şimdiden muhabbetle selâmlıyalım!"

     Ne kadar yerinde bir tespit ve keşif değil mi? Türk şiiri, bugün,  büyük bir şâirini ve gönül adamını  kaybetti!..

       Başta; âilesi, yakınları, Türk siyâset, fikir ve edebiyat câmiası olmak üzere bütün sevenlerine sabırlar; çok muhterem, gönüldeşim Feyzi Ağabeyime Allahü teâlâdan rahmet diliyorum. Kabri nûr dolsun, mekânı cennet olsun!..

    

   

    

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.